Eskişehir, yaklaşık bir ay önce hepimize çok net bir gerçeği hatırlattı: Alıştığımız konfor, bir vana kadar kırılgan.
Kent genelinde yaşanan içme suyu altyapı arızası, birçok mahallede uzun süreli çeşme suyu kesintilerine yol açtı. ESKİ’ye bağlı İçme Suyu Arıtma Tesisi’nde, D4 deposunu besleyen ana hatta meydana gelen sorun nedeniyle Sazova ve Çamlıca başta olmak üzere geniş bir bölgede 38 saati aşan kesintiler yaşandı. Benim yaşadığım semtte ise çeşme suyu tam 1,5 gün boyunca akmadı.
Bir musluğun başında, “acaba bugün su gelir mi?” diye beklemenin ne demek olduğunu o günlerde hep birlikte öğrendik. Çeşme suyunun kesilmesi yalnızca temizlik ya da yemek meselesi değil; gündelik hayatı durma noktasına getiren, insanın psikolojisini doğrudan etkileyen ciddi bir sorun. O günlerde yaşananlar, suyun ne kadar hayati olduğunu bir kez daha yüzümüze çarptı.
Tam bu sürecin yaraları sarılmaya başlamışken, bu kez Kalabak suyunda yaşanan sorun gündeme geldi. Kalabak suyu kamyonları her gün büfe ve bayilere su bırakıyordu. Ne yazık ki beş gündür yaşanan sorun nedeniyle bırakılmıyor. Beş gün önce ESKİ tarafından yapılan açıklamada, Türkmen Dağı’ndan temin edilen Kalabak Su kaynaklarında mevsimsel koşullara bağlı olarak debi düşüşü yaşandığı, bu nedenle damacana su dağıtımında geçici aksaklıklar oluşabileceği ifade edildi.
“Geçici” denilen bu aksaklık, sahada ciddi bir su problemine dönüştü. Kamyonlar her ne kadar bugünlerde geçiyor olsa da, genellikle öğle saatlerinde geliyor. Bu durum, özellikle benim gibi çalışan insanlar için suya erişimi neredeyse imkânsız hale getiriyor. Bayilere su bırakılmadığı için akşam saatlerinde damacana su bulmak çoğu zaman mümkün olmuyor.
Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’nin yaptığı basın toplantısı da kamuoyunun gündemine oturdu. 2026 yılında Eskişehir’de hayata geçirilmesi planlanan projeler tek tek açıklandı. Bu çalışmalar arasında, şehre 9’uncu büyük su deposunun kazandırılması elbette umut verici bir başlık olarak öne çıkıyor. Ancak son yaşananlar, bu tür yatırımların ne kadar acil ve hayati olduğunu zaten açıkça ortaya koymuş durumda.
Bugün mesele yalnızca bir depo, bir hat ya da birkaç su kamyonu meselesi değil. Mesele; iklim koşulları, artan nüfus ve giderek zorlaşan su yönetimiyle birlikte Eskişehir’in geleceğini ne kadar sağlam planlayabildiğimiz. Bir şehir, susuz kalma ihtimaliyle yüz yüze geldiğinde, en temel güven duygusu sarsılıyor. İnsan ister istemez yarını düşünmeye başlıyor: “Ya daha büyüğü olursa?”
Açıkça söylemek gerekirse, susuz bir geleceğin fikri bile gerçekten çok korkutucu. Bu korku, basit bir tasarruf çağrısından çok daha derin. Bu korku, artık görmezden gelinemeyecek bir gerçeklikle yüzleşmenin sonucudur.
Umarım yaşanan bu kesintiler ve aksaklıklar sadece geçici krizler olarak kalır. Umarım planlanan yatırımlar, kâğıt üzerinde değil, sahada güçlü ve kalıcı çözümlerle karşılık bulur. Ve umarım Eskişehir, daha büyük bir su sorunuyla karşı karşıya kalmadan bu süreci akılcı, şeffaf ve sürdürülebilir adımlarla atlatır.
Çünkü su yoksa, şehir de yok.
Ve bu gerçeği yeniden hatırlamak için bir kesinti daha yaşamaya gerçekten gerek yok.
Esen kalın.