Geçmişte AB Komisyonu raporu, Siyasi Partiler Kanunu'nda değişikliğe gidilmesini isterken, Türkçe dışındaki dillerde siyaset yapılmasına izin verilmediğini iddia etti. Bu rapordan ve siyasi iktidarın hoşgörüsünde istifade eden o günlerde DTP öncülüğünde düzenlenen ‘Anadilde eğitim istiyorum’ kampanyasında, Şırnak’ın Cizre İlçesi’nde dikkat çeken bir etkinlik gerçekleştirilmişti.

Bugünde, DEM Parti “Anadil, kimlik ve kültür kabulünün ve gerçekleşmesinin ön koşuludur. Partimiz, ülkenin resmi dilinin yanı sıra, kamusal ve sivil alanda çok dilli eğitim, çok dilli yaşam ve çok dilli kamusal hizmeti esas alır.” görüşündedir.

Meclis Komisyonu’nda dinlenen Diyarbakır, Van, Mardin ve Bingöl baro başkanları da Kürt meselesinin çözümü için kapsamlı önerilerde bulundu. Kürtçenin tanınması, yerel yönetim reformu, TMK’nın ilgası, hapisteki siyasetçilerin serbest bırakılması, PKK için özel bir yasanın çıkarılması öneriler arasındaydı.

Oysa ülkemizde yalnız Kürtler değil, Araplar, Arnavutlar, Boşnaklar, Ermeniler, Çerkezler, Gürcüler, Hemşinliler, Pomaklar, Romanlar, Süryaniler, Yahudiler, Zazalar gibi etnik gruplar var. Ülkemizde mevcut etnik gruplara verilecek her hak ülkemizin üniter ve ulus devlet yapısını ve huzuru yok eder. Ortama da kaos hakim olur.

Nitekim CİA Başkanlarında George TENET, " Nerede bir önyargı ve nefretle karşılaşırsan karşılaş mücadele et. Nerde kaos varsa, bil ki arkasında "DİNSEL" ve "ETNİK" bir nefret ve önyargı vardır " demiştir.

Türkiye’de hangi etnik kökenden olursa olsun bir tane ulus vardır. Bu ulus tarifini Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK: "Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye Halkına Türk Milleti denir." diyerek yapmıştır.

Ayrıca Türkçedeki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılması, Türkçenin korunması ve geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla oluşturulan “TBMM Araştırma Komisyonu”, Çocuk programları ve bu programlardaki kahraman adlarının Türkçeleştirilmesi, cep telefonu mesajlarında ve internette 'merhaba' yerine 'mrb', 'selam' yerine 'slm' gibi dilin bozulmasına yol açan Türkçe kısaltmaların önüne geçilmesi" de dahil çeşitli önerilerde bulunduğu bir rapor hazırladı.

Raporda, “Türkçeyi özensiz kullanma, yabancı dille öğretim, bilim dili olarak Türkçenin tercih edilmemesi, kelime ve terim türetmedeki yetersizlikler, dil bilinci ve milli bir dil politikasının oluşturulamaması" olarak sayılıyordu.

Ayrıca Türk dilinin bozulmasını önlemek ve yabancılaşmasının önüne geçmek için Türkçenin doğru kullanımıyla ilgili bilincin oluşturulmasına öncelikle aileden başlanması gerektiği belirtildi ve Milli Eğitim Bakanlığı, Türk Dil Kurumu (TDK) ve aileden sorumlu Devlet Bakanlığının işbirliğiyle ailelere yönelik özel programlar geliştirmesi gerektiği de yer almıştı.

Yine raporda, “Radyo ve televizyon kanalları, gazete ve dergiler, adlarından başlayarak kendilerini Türkçeleştirmelidir. Spiker, haber ve program sunucuları, seslendirme yapacak personel diksiyon konusunda TDK, RTÜK, TRT ve iletişim fakültelerinin işbirliğiyle açılacak kurslarda Türkçe yeterlilik belgesine sahip olmaları aranmalı. Yerli sermaye ile kurulan televizyon isimleri Türkçe değilse yayın izni verilmemelidir.” ifadeleri de yer almıştı.

Tüm basın yayın kuruluşlarında dil denetleme kurulları kurularak, tirajı 10 bine kadar olan süreli yayınlarda bir, 10 bin-200 bin arasında olanlarda iki, 200 binden fazla olanlarda ise uzmanlık bürosu kurulması sağlanacaktı.

Komisyona göre genel dil bilgisi kurullarına aykırı dil kullanılmamalı, yabancı kökenli kelime ve adlara yer verilmemeli, her türlü ilan ve tanıtım Türkçe yapılmalıdır. Çocuk programları ve bu programlardaki kahraman adları Türkçeleştirilmelidir. Radyo ve televizyonlarda yayına çıkanlar, en az iki yılda bir mecburi hizmet içi eğitime alınmalıdır.

Diğer yandan komisyon Raporunda, “İşyerlerine ve ürünlerine ad vermede kurallar getirilmeli, Türkçe yazım kurularına aykırı yazılış biçimleriyle işyeri, ürün, kurum kuruluş adlarına izin verilmemelidir. Caddelerde yabancı ülkelerde olduğumuz izlenimi uyandıran tabelaların kaldırılması için yabancı tabelalara yüksek vergi getirilmeli, Türkçe tabelalara ise kolaylık sağlanmalıdır. “ ifadelerine de yer verilmişti.

Yine raporda, “Mahalle, sokak, cadde, park, site ve binalara Türkçe ad verilmeli. Türk dilinin kullanıldığı bütün sanat dalları ve araştırmalarda üç yılda bir "Cumhurbaşkanlığı Türk Diline Hizmet Büyük Ödülü" verilmelidir. TDK Kanunundaki eksiklikler giderilerek, 8 yıldan beri verilemeyen Türk Dil Kurumu Ödülleri yeniden verilmelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı din görevlileri Türkçe hizmet içi eğitime alınmalı, hutbeler "temiz Türkçe" ile hazırlanmalıdır. “önerileri de yapılmıştı.

Komisyon raporunda,” Turizm yörelerinin Türkçe isimleri özenle korunmalı, her türlü tabela bir standarda bağlanmalı, öncelik Türkçeye verilmelidir. Türkçesi önce, yabancı dildeki karşılığı sonra yazılmalı, tarihi kalıntılar kendi adları ile anılmalıdır. Turizm adına Ürgüp, Göreme, Nevşehir'e "Kapadokya", Selçuk'a "Efes" denilmemeli, Spil Dağının adı değiştirilmelidir.” görüşü de yer almıştı.

Türkiye Cumhuriyeti devletinde yapılan en önemli kültürel devrimlerden biri Türk Dil Devrimi’dir. Yeni kurulan Türk devletinde ulus kimliğinin sağlanması aşamasında yeni kuşaklara Türk edebiyatı yoluyla tarih ve millî kimlik bilinci aşılanması hedeflenir. Bu nedenle de TBMM Araştırma Komisyonu’nun Türk dili ile ilgili kararları eksiksiz uygulanmalıdır.

Türkiye ÜNİTER bir devlettir; yani kendi bünyesinde farklı kanunların geçerli olduğu farklı yönetim bölgeler ve " FEDERATİF" yapılar yoktur. TBMM’nin yetkisi tüm Türkiye topraklarını kapsar ve tüm etnik guruplar da bu topraklar üzerinde eşit muamele görür. Üniter devlet yapısı ve “TÜRKÇE” de Türkiye'nin bölünmez bütünlüğünün ve iç huzurunun da teminatıdır.