DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'ın Anayasa'nın 66. maddesinin değiştirilmesi yönündeki açıklamalarına yanıt veren, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Mustafa DESTİCİ, bu maddenin Türkiye'nin birliği için vazgeçilmez olduğunu vurguladıktan sonra, "Bu madde ve bu tanım bizi millet yapan, devletimizin bekasının, ülkemizin bütünlüğünün, milletimizin birliğinin teminatıdır. Değiştirilemez ve hatta konusu bile yapılamaz." dedi.
Sayın DESTİCİ’nin bu uyarısını siyasi partiler ve tüm kesimler dikkate almak zorundadır. Çünkü Türk Halkı aynı senaryoyu, geçmişte de yaşadı. Emperyalist ülkeler, geçmişte de Türkleri, Avrupa’dan atmak için bugün olduğu gibi, Balkanlar’da, Balkan toplumlarının, milliyetçilik hisleri kamçılandı. Önce ayaklanmalar, sonra da savaşlarla, istenen sonuca ulaştılar.
Yine 1.Dünya Savaşı sonrasında (1919-1920) Paris Barış Konferansı ve Sevr Antlaşması süreci, İtilaf Devletleri'nin, Doğu Anadolu'da Ermeni ve Kürt devletleri kurma girişimlerine sahne oldu. Ancak, bölgedeki Türk direnişi bu hedefleri engelledi.
DEM Parti, Kürtçenin anayasal güvenceye kavuşturulmasını, Türkiye'de anaokulundan üniversiteye kadar eğitim dili olmasını ve resmi statü kazanmasını talep etmektedir. 21 Şubat Anadili Günü kapsamında yapılan açıklamalarda, Kürtçenin kamusal alanda kullanımı önündeki engellerin kaldırılması ve anadilde eğitimin bir hak olarak tanınması vurgulandı.
Kürtçenin eğitim dili olması ve statü verilmesini isteyen siyasiler ve kesimler de var. Oysa Lozan’da İngiliz Lord Curzon “Lozan da kaybettiklerimizi, onlara alfabe verdiğimizde tek tek geri alacağız “ vaatlerini, dünya dil literatüründe yer almayan “KÜRTÇE”yi dil yaparak bu hedeflerini hayata gerçekleştirmek istiyorlar.
Ayrıca gelişmiş tüm ülkelerde eğitim dili tektir. Fransa’da Breton, Katalan, Bask, Korsika, Alsas (Alman), (Karayip), Malenezya, Kanak, Guyan, Flaman, Oksitan, İtalyan kökenli toplulukların yaşadığı ve kendi dillerini konuştuğu, öğrendiği Fransa ve denizaşırı topraklarında, anayasanın 2'nci maddesine göre resmî dil ve eğitim dili Fransızcadır.
Ayrıca Emperyalist ülkeler, 1975 Helsinki Sonuç Belgesi’ nin, İnsan Hakları Temel hak ve Özgürlüklerini temel alan 7. nci maddesini gerekçe göstererek, ülkelerin demokratikleşmesini sağlamak bahanesi ile ülkeleri parçalıyorlar. Bu gerekçe ile SOVYETLER; SAVAŞSIZ, İŞGALSİZ VE MÜDAHALESİZ BİR BİÇİMDE ÇÖKERTİLMİŞTİR. YUGOSLAVYA VE IRAK BÖYLE PARÇALANMIŞTIR. Türkiye de bu modeller parçalanmak isteniyor. Açılımlar ise bu senaryolara, zemin oluşturuyor.
Türkiye, etnik açılımlarla değil, kararlı ve cesur bir siyasi irade ile terörü bitirebilir. Vatandaş bunun farkında ama ne iktidar, ne de muhalefet bu alanda kararlı bir irade göstermiyor. Bilakis siyasi çıkar için, etnik milliyetçiliği körükleyecek söylemlerde bulunuyorlar. Oysa siyasi partiler, terör ve etnik milliyetçilik karşısında, kararlı tutum izlenseler ülkede terör biter, huzura da kavuşur.
Hatırlıyorum da Eskişehir’de bir şehit cenazesinde bir vatandaş “…Siyasiler şehitlerimizin, vatan için ne ifade etiğini bilmiyorlar. Bilselerdi, PKK terörüne, Tansu Çiler gibi, çözüm bulurlardı. O’nun döneminde, PKK terörünü, Özel Harekât Timi halletmişti.." diyerek sitem etmişti.
Gerçekten de Prof. Dr. Sayın Tansu Çiler, milli meselelerde ve terörle mücadelede cesur ve kararlı oldu. KARDAK krizinde, " O BAYRAK! YA İNECEK, YA İNECEK” diyerek milli konularda ne kadar duyarlı ve cesur olduğunu gösterdi.
Bugün ise Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli kurmay Albay Sayın Ümit Yalım, 19. Adamızın işgalini Yunanistan belgelerine dayanarak açıkladı ama ne iktidar, ne de muhalefet, arzu edilen seviyede, Sayın Prof. Dr. Çiler gibi aynı duyarlılığı göstermiyor.
Sayın Prof. Dr. Tansu ÇİLER; PKK terörü ile de kararlı bir şekilde mücadele etti.1993 yılında, terör ile mücadelede girilen yeni dönemde, özel harekât timlerine düşen görev de arttı. Sayıları 8000 civarına ulaşmıştı. PKK’ ya karşı, çok başarılı oldular. Yok denecek kadar da şehit verdiler.
Türkiye Ortadoğu, Kafkaslar, Balkanlar ve Orta Asya ekseninde, kilit ülke durumuna gelmiş ve jeostratejik önemi de artmıştır. Ayrıca bu bölgelerdeki zengin enerji kaynakları, emperyalistler tarafından kontrol altında tutulup kullanılması, hayati önem kazanmıştır.
Bu nedenle de Emperyalistler bu bölgede güçlü bir Türkiye istemiyorlar. Etnik ve ideolojik akımları körükleyerek, Türkiye’yi bölmek veya pasifize ederek, hedeflerine ulaşmak istiyorlar.
Ayrıca Türkiye’de Kürtler dışından etnik gruplarda var. Amerika’da olan Ethnoloİgue data from : Languages of the World kuruluşunun P.A. Andrews tarafından hazırlanan raporu kaynaklarına göre Türkiye’de Etnik Dağılımlar…% 86.21 Türk = 60.347.000 kişi % 13.79, 9.653.000 kişi de etnik guruplar. Bu oranın içinde de Kürtleri %8.36, 5.852.000 Zazalar, %0.53, 371.000 Çerkezler, %2.14, 1.520.000 Araplar, %1.63, 1.141.000,-Lazlar %0.02 14.000, Diğer %1 700.000 kişidir.
Türkiye’de hangi etnik kökenden olursa olsun bir tane ulus vardır. Bu ulus tarifini Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK: "Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye Halkına Türk Milleti denir” ve “Türkiye'de yaşayan herkes Türk’tür” diyerek yapmıştır. 1982 Anayasası'nın 66. maddesi de "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür" ifadesiyle vatandaşlığı etnik değil, hukuki bir bağlılık olarak tanımlar.
Yıllardır Türkler, Kürtler, Çerkezler, Araplar, Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler gibi pek çok farklı etnik grup, tarih boyunca bir arada yaşamış, akraba olmuş ve Anadolu topraklarında kültürel bir mozaik oluşturmuştur. Bu topluluklar, yüzyıllardır süregelen ortak yaşam deneyimiyle barış ve kardeşlik içinde varlıklarını sürdürmektedir. Bu asırlık yapıyı bozmak isten kesimler, Türklere ve tüm etnik gruplara ihanet ederken,
ülkede birlik beraberliği ve huzuru da, yok ederler. Emperyalistlerin senaryolarına da zemin hazırlarlar.