Bölgemiz ateş çemberine dönüşmüşken, bugün ne siyaset ne de ekonomiyle ilgili konular yazmak gelmedi içimden…
Nitekim ABD ve İsrail’in, önceki gün İran’a başlattığı saldırıyla yeni bir savaş başladı.
***
Savaş demek, her şey önce acı ve gözyaşı demek.
Kitlesel ölümler, yaralı insanlar, kültürel miraslar ile ekosistemin zarar görmesi ve ömür boyu sürecek travmalar demek.
Ve bu kez yanı başımızda.
Dolayısıyla da Türkiye’yi doğrudan olmasa bile dolaylı olarak etkileyebilecek çok önemli riskler içeriyor.
***
Hem coğrafi hem de siyasi olarak savaşın ortasında yer alan Türkiye’nin, askeri ve stratejik güvenliği açısından önemli bir tehdit oluşmuş durumda.
Sınırlarımızın, İran destekli silahlı unsurların faaliyet alanlarına yakın olması ciddi bir tehlike kaynağı. Irak’ın kuzeyinde bulunan İran’a yakın milis gruplarının, uzun zamandır ülkemize karşı süre gelen olumsuz tutumları da sınırlarımız açısından bir diğer önemli risk faktörü .
***
Ekonomimiz büyük bir tehlike ile karşı karşıya.
İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri’nin petrol ticaretinin yüzde 80’i, küresel petrol arzının ise yüzde 20’si Hürmüz boğazından sağlanıyor. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması durumunda ise petrol fiyatları Cuma günkü kapanış seviyesinin yaklaşık iki katına çıkarak varil başına 120- 130 dolar bandına yükselebilir.
Benzer tablo doğalgaz için de geçerli. Ama daha da kötüsü Türkiye’nin İran’dan boru hattı ile aldığı doğalgazın tamamen kesilmesi gündeme gelebilir. Yıllık yaklaşık 10 milyar metreküp gaz taşıyan bu hatlardaki gaz akışının kesilmesi ya da hatların sabotaja uğraması söz konusu olursa, doğalgaz fiyatlarında tahmin edilemeyen artışlar yaşanabilir.
Takdir edersiniz ki bu senaryo Türkiye adına hiç ama hiç iyi olmaz.
Nitekim; artan petrol ve doğalgaz fiyatları, en başta üretim maliyetlerini fazlasıyla yukarı çekerek fiyatların yükselmesine sebep olur. Bu da enflasyonu körükleyerek uygulanmakta olan sıkı para politikasını sekteye uğratır.
Faiz indirim patikasının zarar görmesi ise yavaşlamış olan ekonomimizi durma noktasına getirir ki bu durum ise şirket iflaslarıyla toplu işten çıkarmaların önünü açar.
***
Karşılaşabileceğimiz diğer olumsuz etkenler ise şunlar:
· Bölgedeki savaş sebebiyle artan küresel belirsizlik, yabancı yatırımcıların gelişmekte olan piyasalardan çıkışını hızlandırabilir ve bu durum ise Türkiye'nin finansal piyasaları üzerinde doğrudan bir baskı yaratabilir.
· DEAŞ ve El Kaide bağlantılı terör örgütleri ile yurt dışı bağlantılı bazı hücreler, bu karışıklıktan faydalanarak iç güvenlik sorunlarına yol açabilir.
· Türkiye başta İran’dan olmak üzere sınır bölgelerinden yeni bir göç dalgası ile karşı karşıya kalabilir.
***
Sonuç olarak efendim; ‘coğrafya kaderdir’ tezini savunanlar bir kez daha haklı çıktılar.
Tek tesellimiz ise bu tür krizlere yabancı olmayan Ankara’nın, savaşın etkilerinden en az zararla çıkmamızı sağlayacak bilgi, tecrübe ve kararlılığa sahip olması.
Yorum sizlerin.
Bendeniz yarın yine buradayım.
Beklerim efendim…

GÜNÜN SÖZÜ:
Savaş kimin haklı olduğuna değil, kimin güçsüz olduğuna karar verir.
- Bertrand Russell