Haziran ayında doğan bir gazete...
Benimle aynı ayda doğmuş.
Bir yaz sıcağında tanıştık.
Aslında çok eski bir hikâye değil.
Yaklaşık bir ay önce, yağmurlu bir günde tanıştık diyelim.
Şehir Gazetesi İmtiyaz Sahibi Murat Keskin'in ofisinde uzun ve samimi bir sohbet gerçekleştirdik.
Sonra anlaştık.
Ertesi gün beni ekip arkadaşlarımla tanıştıracaktı.
İçeri girdim.
Bir baktım...
Hepsi genç.
Bir baktım...
Çoğunluğu kadın.
Doğrusu şaşırdım.
Bir o kadar da mutlu oldum.
Erkekler alınmasın ama gazetede ciddi bir kadın hakimiyeti var.
Yazı İşleri Müdürümüz Gülnaz Gözler yıllarını vermiş gazeteye.
En eski emekçilerden biri.
Katkıları tartışılmaz.
Sonra diğer arkadaşlar...
Nevin, Aycan, Rüveyda, Meral, Nilay, Ezgi, Afife, Esin Hanım, Ece, Asalet Abla...
Ve tabii ki benim oda arkadaşım Oğuz.
Oğuz'un şansını ayrıca konuşmak lazım.
Gazetenin diğer emektarları Türker ve Tamer Abi de var elbette.
Erkekleri sona bıraktım.
Görünsünler diye.
Sonuçta azlar.
Ama gönülleri zengin.
Şaka bir yana...
Güzel bir ekip.
İnsanın çalışırken huzur bulduğu bir ortam.
Bir de ben geldim tabii.
Ortam biraz hareketlensin diye.
Ama bakın, yanlış anlaşılmasın.
Sessiz sakin oturuyorum.
Kimseye bulaşmıyorum.
Gıcık olduklarımı sosyal medyada engelledim.
Paylaşımlarını görmüyorum.
Kendimce bir barış politikası geliştirdim.
Bir de insanları sevmeye çalışıyorum.
Şimdilik sonuçlar fena değil.
Araya bayram tatili girince mesleğe tam adapte olamadım aslında.
Ama daha ilk görüşmede yaşadığım bir anı hâlâ aklımda.
Murat Bey ile görüşüyoruz.
Anlaşmışız.
Tam kalkacağız.
Bana dedi ki:
"Özge, kendini ispatlamak için baskı altında hissetme. İlk zamanlar öyle olabilirsin."
Ben de dedim ki:
"Tamam Murat Bey. Bir gün patlatırız bombayı."
Bir sessizlik oldu.
Sonra bana baktı.
"Boşver Özge, bombayı falan..." dedi.
İşte o an...
İçimden gülmemek için zor tuttum kendimi.
Yemin ederim insanların iş görüşmesinde hangi cümlelerden etkilendiğini bilmiyorum.
Ama beni ikna eden cümle o oldu.
"Doğru adres" dedim.
İçimden tabii.
Peki, neden doğru adres?
Çünkü yaklaşık bir aydır burada yazıyorum.
Ve kendimi özgür hissediyorum.
Benim hiçbir kurumla, kuruluşla, belediyeyle, makamla, mevkiyle göbek bağım yok.
Kimseye sempatik görünmek gibi bir derdim de yok.
Bu yüzden rahat yazabiliyorum.
Yanlış gördüğümü yazıyorum.
Doğru bulduğumu da yazıyorum.
Birilerini kızdırıyorum.
Birilerini sevindiriyorum.
Bazen ikisini aynı anda yapıyorum.
Mesela AK Parti Milletvekili Nebi Hatipoğlu zaman zaman gazeteciler için:
"Çoğunun eşi, dostu, yakını belediyede çalışıyor. O yüzden taraflılar." der.
Bana kimse bunu söyleyemez.
Çünkü hiçbir belediyeyle ilişkim yok.
Hiçbir devlet kurumuyla çıkar bağım yok.
Hiçbir şahısla gizli anlaşmam yok.
Gizli danışmanlığım yok.
Kapalı kapılar ardında yürüttüğüm işler yok.
Bu yüzden rahatım.
Ve özgürüm.
Gerçi bu özgürlük bazılarının kafasını karıştırıyor.
Bir yeri eleştiriyorum.
Hemen başka bir tarafın adamı ilan ediliyorum.
Birini yazıyorum.
Kesin rakibi yazdırmıştır deniliyor.
Bir haber yapıyorum.
Mutlaka bir yerden talimat almışımdır diye düşünüyorlar.
İnsanların hayal gücüne hayranım.
Beni birisi arayacak...
"Özge, şunu yaz." diyecek.
Ben de:
"Peki efendim, hemen yazıyorum." diyeceğim.
Öyle mi?
Vallahi büyük özgüven.
Bana talimat verecek kişinin önce ciddi bir cesaret problemi yaşamıyor olması lazım.
Hatta mümkünse yürek yemiş olması lazım.
Çünkü haber kaynağı ayrıdır.
Bilgi gelir.
Belge gelir.
İddia gelir.
Gazeteci değerlendirir.
Yazar ya da yazmaz.
Ama talimat başka şeydir.
O yüzden kusura bakmasınlar.
Bana talimat verecek kişi daha anasının karnından doğmadı.
Bir haftadır CHP'yi yazıyorum.
Yarın başka bir konuyu yazarım.
Öbür gün başka birini eleştiririm.
Çünkü işimiz bu.
Velhasıl...
Özgürüm.
Mutluyum.
Serbestim.
Ve galiba hakkımda söylenen onca şeyden sonra öğrendiğim en büyük gerçek şu…
Meğer benim gizli patronum, karanlık merkezim, görünmez danışmanım falan yokmuş.
Yıllardır herkes birilerini arıyor.
Oysa bütün suçlu aynadaki kişiymiş.
Ne talihsiz bir keşif...
Bütün kararları gerçekten ben veriyormuşum.
Yani arkadaşlar…
Kimse beni yönetmiyor.
Bu yüzden bütün hatalar da bana ait.
Artık anlayın!
Bu vesileyle Haziran ayında yeni yaşını kutlayan Şehir Gazetesi'nin nice yıllara ulaşmasını diliyorum.
Başta beni de bu kadroya dahil eden Murat Keskin olmak üzere, emeği olan herkese teşekkür ediyorum.
Gazetenin yaşı daha büyüsün, okuru daha çoğalsın, etkisi daha artsın.
Ben de köşemde yazmaya devam edeyim.
Murat Bey'in ilk günkü tavsiyesini de tutuyorum merak etmeyin...
Henüz bir bomba patlatmadım.
Şimdilik sadece köşe yazısı yazıyorum.