CHP’de söylenecek o kadar çok şey var ki…
Ama biraz ara verip AK Parti’ye dönelim dedim.
AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, uzun süren sessizliğini bozdu.
Tepebaşı Belediye Meclisi’nde yaşanan tartışmalar yeniden gündeme gelince sert bir çıkış yaptı.
Ve açık konuştu:
“Bir daha 3-5 provokatörü meclise getirip, milletin oylarıyla seçilmiş meclis üyelerimizin üzerine salmaya kalkarsanız, tavrımız da tarzımız da istemeyeceğiniz türden değişir. Bunu herkes böyle bilsin, ayağını da buna göre denk alsın.”
Ardından daha sert bir çıkış daha geldi:
“Geçtiğimiz gün yaşanan arkadaşlarımızın siyasi haklarının gaspı tekrarlanırsa, bayramlık ağzımı da açarım ona göre.”
Bir gözdağı mıydı, uyarı mıydı?
Yorumu kamuoyuna kaldı.
Şimdi herkesin aklında aynı soru var:
Nebi Hatipoğlu “bayramlık ağzını” açarsa neler söyleyecek?
Bekleyen çok.
Siyaset çoğu zaman konuşanların alanıdır aslında.
Ve bu yüzden herkes en çok “ne söylendiğine” bakar, “neden söylendiğini” ise çoğu zaman ikinci plana atar.
Ben açık söyleyeyim.
Keskin siyaset dilini sevenlerdenim.
Kazım Kurt’u da bu konu da çok beğenirim.
Yuvarlak cümleler, kimseyi incitmeyen ama hiçbir şeyi de değiştirmeyen açıklamalar beni pek tatmin etmez.
İsim verilecekse verilsin.
Net olunacaksa olunsun.
Sert olunacaksa da açıkça olunmalı.
Hakaret olmadığı sürece, sert söz siyasetin de bir parçasıdır hatta bazen en dürüst halidir.
Nebi Hatipoğlu’nun açıklamaları da tam bu sert siyasi atmosferin içinde okunmalı.
Netliği var.
Tonlaması tartışılır.
Ama mesajı açık.
Ve asıl mesele de burada başlıyor zaten.
Çünkü siyaset, çoğu zaman “ne söylendiği” üzerinden değil, “kimin söylediği” üzerinden okunuyor.
Aynı cümle birine cesaret, diğerine tehdit sayılıyor.
Aynı sertlik, bir yerde “kararlılık”, başka bir yerde “gerilim” oluyor.
Sonuç mu?
Herkes kendi “doğru sertliğini” savunuyor.
Ama kimse sertliğin kendisini tartışmıyor.
Komik olan da ne biliyor musunuz?
Herkes “daha açık siyaset” istiyor…
Ama kimse o açıklığı kaldıracak kadar net konuşmaya cesaret edemiyor.
Nebi Hatipoğlu net konuşmaya cesaret edenlerden…
Kendisini tebrik etmek gerekiyor.
Gürhan Albayrak döneminde ötekileştirme bitti
Öte yandan son günlerde başka bir tartışma daha var.
Benim AK Parti İl Başkanlığı’na yakın yazdığım, iktidarı eleştirirken bazı yerlere dokunmadığım iddiaları…
Sahte hesaplar üzerinden dönen yorumlar…
İktidarı sert eleştirip, il başkanına dokunmamakla suçlayanlar…
Peki, şimdi de ben soruyorum?
Hiç şu açıdan baktınız mı?
Yıllarca kılık kıyafeti yüzünden ötekileştirildiğini söyleyenler…
Haklılar, evet.
Bu ülkede çok ağır bedeller ödendi, çok insanlar dışlandı.
Ama ben de kendi siyasi kimliğim nedeniyle AK Parti içinde ötekileştirildim.
İl başkanlarının yüzünü çevirip konuşmadığı, demeç vermekten çekindiği dönemleri yaşadım.
Kimi zaman telefonla soru sordum diye azar işittim, kimi zaman diş sıkıldığını duydum.
İsim mi?
Var da…
Bugünlük kalsın.
Peki, şimdi ne değişti?
Bugün aynı teşkilat içinde fikirlerim yüzünden dışlanmıyorsam bu ayrıcalık mı?
Yoksa olması gereken mi?
Eşitlik sadece size yapıldığında mı kıymetli?
“AK Partili gazeteciler CHP’ye neden alınmıyor?” diye soranlar var.
Sormayın bana.
CHP İl Başkanı Talat Yalaz’a sorun.
Ayrım yapacağını da sanmıyorum.
İnanın, herkese eşit mesafede…
Eğer bir gün siyasi ayrımcılık yaparsa, ilk eleştirenlerden biri yine ben olurum.
Bunu da unutmayın.
Çünkü gazetecinin partisi olmaz, sorusu olur.
Ama en dikkat çekici olan şu:
Yıllarca “ötekileştirildik” diyenlerin bir kısmı, bugün bir başkasının ötekileştirilmemesinden rahatsız.
Bugün AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak’ın tavrı üzerinden yürütülen bu tartışma da aslında en net cevabı veriyor.
Çünkü ben şahsen söylüyorum.
Gürhan Albayrak döneminde ötekileştirilmedim.
Tam tersine, aynı mesafeyi koruyan, gazeteciyi parti kimliğiyle değil yaptığı işle değerlendiren bir yaklaşımın olduğunu da görüyorum.
Asıl mesele de burada düğümleniyor zaten…
Kimin kimi dışladığı değil…
Kimin artık dışlamadığı bile bazılarını rahatsız edebiliyor.
Ötekileştirmeden şikâyet edenlerin bir kısmı, ötekileştirmenin bitmiş olmasını bile kabul etmek istemiyor.
Cevap hakkı!
Eskişehir’de “mutlak butlan sürecini Jale Nur Süllü mü dizayn ediyor?” başlıklı yazımın ardından Köy Enstitüleri eski başkanı Ayhan Türkseven aradı.
Sesi oldukça sakindi ve kibardı.
Öncelikle şunu söyledi:
“Özge, yazından çok rahatsız oldum. Beni Kemal Kılıçdaroğlu cephesine yakın konumlandırmışsın.”
Ardından net bir dille devam etti:
“Ben yıllarca onunla mücadele ettim, asla da desteklemem. Özgür Özel’in yanındayım.”
Sözleri açık, net ve tereddütsüzdü.
Kendi pozisyonunu hiçbir yoruma bırakmayacak şekilde ifade etti.
Bizim açımızdan da buna cevap hakkını not etmek düştü.
Ayrıca nazik üslubu ve doğrudan arayarak görüşünü paylaşması için kendisine teşekkür etmek gerekir.
Teşekkürler hocam!