CHP’de son dönemde yaşanan tartışmalar, aslında uzun zamandır altını çizdiğim bir gerçeği yeniden görünür kıldı.

Birlik ve beraberlik kadar, örgüt iradesine saygı da artık hayati bir mesele haline gelmiştir.

Bunu aylardır yazdım.

Eleştirdim.

Uyardım.

Ama o dönem bazıları bu eleştirileri solcu kimliğimle “CHP’ye zarar vermek” olarak yorumladı.

Oysa mesele zarar vermek değil, tam tersine olası bir kırılmayı önceden görmekti.

Bugün geriye dönüp bakınca görünen köyün kılavuz istemediği daha net anlaşılıyor.

CHP İl Gençlik Kolları’nda yaşanan süreç bunun en somut örneklerinden biri oldu.

Bir kongre yapıldı.

Sandık kuruldu.

Gençler oy kullandı.

Ve sonuç çıktı…

Oğuzhan Demir 117 oy aldı, Anıl Yüksel 88 oyda kaldı.

Yani örgüt kendi iradesini ortaya koydu.

Ama süreç burada bitmedi.

Çünkü sandığın verdiği karar, örgüt içinde aynı karşılığı bulmadı.

Seçimi kazanan isim, parti içi dengelerde yalnızlaştı.

Destek görmedi, yıpratıldı, adım adım görevini sürdüremez hale geldi.

Sonuçta istifa etti.

Hatta istifaya zorlandı.

Ve kısa bir süre sonra kongrede kaybeden Anıl Yüksel bu kez atama yoluyla İl Gençlik Kolları Başkanlığı’na getirildi.

İşte tam da burada kritik soru ortaya çıktı.

Sandıkla verilen karar, neden masada tersine çevrildi?

Bu tabloyu görmezden gelmek mümkün değil.

Görmezden gelindi.

Ve adım adım “mutlak butlan” olaylarına zemin hazırlandı.

Küçük görmeyin.

Çünkü bu sadece ufak bir gençlik kolları kongresi değildi.

Bu örgüt kültürü açısından çok daha derin bir sorundu.

Anlayan olmadı.

İtiraz eden olmadı.

Bugün gençlik kollarında yaşanan bu süreç, yarın başka yapılarda da benzer şekilde karşımıza çıkarsa kim şaşırabilirdi?

Çıktı da…

Mutlak butlan krizi yaşandı…

Haftalardır bunu konuşmuyor muyuz?

Bir yerde sandık devre dışı kalırsa, orada “istisna” değil “alışkanlık” oluşur.

Ve alışkanlıklar, siyasette en tehlikeli kırılmaları doğurur.

CHP’nin yıllardır savunduğu “demokrasi”, “katılım” ve “örgüt iradesi” kavramları tam da bu noktada sınandı.

Sınavdan geçilemedi.

Oğuzhan Demir görevden alınırken kimseden ses çıkmadı.

Atama yoluyla yerine yeni bir başkan atanırken de…

Bu süreçte ciddi bir itirazın yükselmemesi, asıl düşündürücü olan kısım.

Ne gençlik kollarından güçlü bir tepki…

Ne il örgütünden net bir duruş…

Ne de “demokrasi hassasiyeti” yüksek isimlerden açık bir itiraz geldi.

Sessizlik hâkimdi.

Ama güç en çok sessizlikten büyür.

Çünkü sessizlik bazen onaydır.

Bazen kabulleniştir.

Ve güç büyüdü.

Sessizliğin içinde yavaş yavaş büyüdü.

Ve daha büyük bir sürecin başlangıcı oldu.

Sonunda güç sizin de karşınıza dikildi.

Ben bu süreci daha önce “prova” olarak nitelendirmiştim.

Bugün gelinen noktada bu ifade daha da anlam kazanıyor.

Çünkü mesele sadece bir gençlik kolları başkanlığı değildi.

Bugün bir yerde uygulanıyorsa, yarın başka bir yerde de uygulanabilirdi.

Uygulandı da…

Ve sistem bir kez “atama, sandığın önüne geçebilir” noktasına gelirse, orada artık geri dönüş çok daha zor olur.

Oldu da…

Bakın bugün CHP İl Başkanı Talat Yalaz’ın koltuğu sallantıda…

Bir sabah görevden alınması ve yerine yeni bir il başkanı atanması an meselesi.

Peki, gençlik kollarında yaşananlar mini butlan değil de nedir?

Bugün gençlik kollarında yaşanan şeyin adı konulmak istenmiyor ama aslında tablo aynı…

Sandığın verdiği kararın “gerekirse düzeltilir” anlayışıyla fiilen hükümsüz bırakılması…

Eğer örgüt iradesi bir yerde “uygun görülmediğinde” geri çevrilebiliyorsa buna küçük ya da büyük demeden bir isim vermek gerekir.

Mini butlan.

Çünkü mesele tek bir görev değil; mesele, sandığın artık nihai değil “tavsiyeye” dönüşmesidir.
Ve bir kez “mini” başlayan her butlan, zamanı geldiğinde hiçbir zaman mini kalmaz.

Bugün yaşandığı gibi…

UNUTANLAR İÇİN…

4 ŞUBAT 2026 TARİHİNDE KALEME ALDIĞIM YAZIYI AYNEN VERİYORUM:

CHP Gençlik Kolları'nda yaşananlar provadır!

CHP İl Gençlik Kolları’nda “beklenen atama” nihayet gerçekleşti.
Araya hafta sonu, araya sıcak gündemler girdi.

Yazmak bugüne nasip oldu.

Geçtiğimiz günlerde CHP İl Gençlik Kolları Başkanlığı’na Anıl Yüksel atandı.
Evet, atandı.

Ama gelin önce biraz geriye gidelim.

Çünkü bu hikâye birkaç satırla geçiştirilecek bir hikâye değil.

Bir süre önce İl Gençlik Kolları Başkanlığı görevinden istifa eden Oğuzhan Demir, aylar önce yapılan kongrede Anıl Yüksel ile sandıkta karşı karşıya gelmişti.
Bir tarafta gençlerin desteğini alan Demir, diğer tarafta ise Kazım Kurt, Talat Yalaz gibi partinin “ağır topları” tarafından açıkça desteklendi.

Sandık kuruldu, oylar sayıldı.
Oğuzhan Demir 117, Anıl Yüksel 88 oy aldı!

Yani ne oldu?
Gençler kararını verdi.
Sandık konuştu.
Ve sandık bütün ağırlıklara rağmen Demir dedi.

Ama mesele tam da burada başladı.

Çünkü bu sonuç, partinin “ağır toplarının” hiç ama hiç hoşuna gitmedi.
Zira alışık değillerdi.
“Bize rağmen kazanamaz” denilen biri kazanmıştı.

Ve o günden sonra cümle şuydu:
“Bizim karşımıza dikilen bir il gençlik kolları başkanı istemiyoruz.”

Ne yaptılar?
Aldılar mı aralarına?

Hayır.
Önünü mü açtılar?

Hayır.
Çalışmasına izin mi verdiler?

Hayır.

Gençlik kolları başkanı seçilmişti ama yalnızdı.
Desteksizdi.
Sürekli törpülendi, sürekli yıpratıldı.

Sonunda ne dedi Demir?
“Sizinle uğraşılmaz kardeşim… Savaş şartları eşit değil.”

Ve istifa etti.


Peki, sonra ne oldu?

Bir süre sonra CHP İl Gençlik Kolları Başkanlığı’na kim atandı dersiniz?

Evet…
Seçimi kaybeden Anıl Yüksel.

Sandıkta kaybeden, masada kazandı.
Gençlerin oyuyla kaybeden, büyüklerin onayıyla koltuğa oturdu.

Ve bu tablo, yıllardır “demokrasi”, “katılım”, “örgüt iradesi” nutukları atan sözde solcuların eseridir.

Kusura bakmayın ama bu tablo hoş olmadı.
Bu tablo yakışmadı.

Daha da vahimi ne biliyor musunuz?
Tek bir ciddi itiraz bile yükselmedi.

Ne gençlik kollarından, ne il örgütünden, ne partinin “demokrasi hassasiyeti yüksek” isimlerinden…

Kimsenin gıkı çıkmadı.

Bu size de garip gelmiyor mu?
Normalde ortalığın ayağa kalkması gerekmez miydi?
Sandıkla gelenin, sandık yok sayılarak devre dışı bırakılmasına itiraz edilmez mi?

Edilmedi.

Çünkü arkadaşlar, bu yaşanan sıradan bir mevzu değil.
Bu bir prova.

Neyin provası mı?

Bugün İl Gençlik Kolları Başkanını bu şekilde gönderen güç yarın İl Başkanı Talat Yalaz’ı da görevden aldırabilir.

Olmaz demeyin, kardeşim.

Bu gözler neler gördü?

Neden yaşanmasın?
Ve yine kimsenin gıkı da çıkmaz.

CHP’yi alışkanlıkların partisi haline getirmeyin.
Bugünkü koltuklarınıza, bugünkü gücünüze fazla güvenmeyin.
Çünkü defalarca gördük.

Devran döner.

Bugün seçimle geldiğiniz yerden, yarın bir imzayla gönderilirsiniz.
Ve dönüp baktığınızda yine kimseyi yanınızda bulamazsınız.

Bir de işin başka bir boyutu var.

Oğuzhan Demir’i beğenmeyenler, Anıl Yüksel’de ne bulacaklar gerçekten merak ediyorum.

Bakın iki genci karşılaştırıp rencide etmek niyetinde değilim ama sormak zorundayım.
Bu beklentiyi Yüksel mi karşılayacak?

CHP bugün mücadeleyi nerede arıyor?
Sokakta.

Eylemde, direnişte, meydanda…

Peki, soruyorum:
Gençleri sokağa kim çıkarır?

Demir mi, Yüksel mi?

Aralarındaki fark nedir biliyor musunuz?
Demir mahalle çocuğudur.
Yüksel balkon çocuğu.

Belki Yüksel daha çok kitap okumuştur, olabilir.
Ama Demir sokakları okumuştur.
Mahalle arasında kaybolan çocuğu Demir toplar.
Gazın, copun, baskının ne olduğunu Demir bilir.

Bugün CHP zor bir süreçten geçiyor.
Salon siyasetinin değil, sokak siyasetinin zamanındayız.

Yüksel megafonu eline alıp bağırır mı, gençleri barikatın önüne dizer mi, bedel ödemeyi göze alır mı?
Bilmiyorum.

Ama şundan eminim.
Gençleri salona doldurur.
Fotoğraf verir.
Protokol tamamlar.

Yetmez ama evetçilerden olmayın…

CHP’ye bugün cesaret lazım.
İrade lazım.
Ve en çok da sandığa saygı lazım.

Aksi halde bu hikâyenin sonu hiç kimse için iyi bitmez.

Bir bakarsınız provanın sonucunda asıl gerçekliği siz yaşıyorsunuz.