Yok örnek bir şehiriz, yok Avrupa kentiyiz, hatta kültürün de başkentiyiz (!)

Kimse kusura bakmasın ama kendimizi bu masallarla avutmanın hiç bir faydası yok.

Tamam; hepimiz şehrimizi çok seviyoruz, bunda hemfikiriz.

Ama gerçek sevgi, eksikleri veya hataları görmezden gelmek değil, aksine bunları düzeltecek “irade” ve “gayreti” ortaya koymak değil midir?

Yeşilçam’ın kült filmlerinden olan “Selvi Boylum Al Yazmalım" filmindeki o unutulmaz repliği hatırlayın:

“Sevgi neydi?

Sevgi iyilikti, dostluktu.

Sevgi emekti...”

Evet efendim; Asya, İlyas ve Cemşit karakterlerinin sevginin yolunun emek ve fedakarlıktan geçtiğini daha çocukluk yıllarımızda bizlere gösterdikleri gibi…

***

Nitekim şehrimizi seviyorsak, özeleştiri yapmalı, hataları görmeli ve çözüm konusunda emek sarf etmeliyiz.

Bu yüzden de öncelikle “şehrimizin halinin içler acısı” olduğunu kabul etmeliyiz...

Özellikle alt belediyelerin ihmalkarlığından kaynaklanan pek çok sorun göze çarpıyor:

Köstebek yuvasını andıran ve yıllardır asfalt yüzü görmeyen ara sokaklar.

Dolup taşan çöp konteynerleri.

Yeterli ilaçlama yapılmadığı için daha yaz gelmeden başlayan sivrisinek istilası.

Dört bir yanda karşımıza çıkan başıboş sokak hayvanları.

Bakımsızlıktan meraya dönmüş olan park ve bahçeler.

Kırık dökük taşlarının arasından otların fışkırdığı kaldırımlar.

Esnaf ya da motokuryeler tarafından işgal edilmiş yaya alanları.

Ve daha pek çokları…

***

Aslına bakarsanız iki ya da üç yıl öncesine kadar durum bu derece kötü değildi.

Dolayısıyla soru şu: Bu süre zarfında ne değişti?

Hemen söyleyeyim efendim; CHP’li yöneticilerimiz, kent gündeminden uzaklaşarak kendilerini ulusal siyasetin rüzgarına kaptırdılar.

31 Mart yerel seçimleri bu konuda milat oldu. Partilerinin seçimlerde yakaladığı başarı neticesinde erkenden iktidar olma hayallerine kapıldılar.

Pusulanın değiştiği asıl tarihe ise 19 Mart 2025 diyebiliriz. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla tüm dikkatlerini ve enerjilerini bu konuya verdiler. Silivri ziyaretleri, gelen mesajlar, mektuplar, mitingler…

Neredeyse İmamoğlu’ndan başka bir şey konuşulmaz oldu ve yerel yöneticilerimiz asli görevlerinden uzaklaştılar.

Derken efendim; şimdilerde ise mutlak butlan kararı ve yeni parti kurma tartışmalarına kapılmış gidiyorlar.

Nitekim genel siyaset odaklı bu perspektifin yerelde yol açtığı sorunlara aslında pek de şaşırmamak gerekiyor.

Üstelik kim bilir...

Belki de bunlar daha iyi günlerimiz…

Yorum sizlerin.

Bendeniz yarın yine buradayım.

Beklerim efendim…

GÜNÜN SÖZÜ:

Görev, içinde bulunduğumuz zamanın bizden istediği şeydir.

Johann Wolfgang Von Goethe