Bir yanda sinekler…
Diğer yanda kira artışları…
Ortada vatandaş…
Vatandaş diyor ki:

“Ben aslında şehir planlaması okumadım ama bu plan bana fazla geldi.”

Sinekler de boş durmuyor tabii.

Her gün sabah 08.00 - gece 03.00 arası kesintisiz vızıltı içindeler.

Belediye mi?
Şu aralar yoklar.

Temel ihtiyaçlar dahi sorun oldu memlekette…

Daha başka meseleleri var keza…

Ama bu bahane olamaz.
“Ot biçildi mi?

Hayır.
Sinek azaldı mı?

Tabi ki hayır…

Esnaf tarafı ayrı bir dert içinde…

Sinek değil meseleleri…

Daha doğrusu hem sinek hem geçim.
Dükkân sahibi diyor ki:
“Kirayı artırdım çünkü ben de artırıldım.”
Esnaf da diyor ki:
“Ben de artık müşteri beklemiyorum, müşterinin beni bulmasını bekliyorum.”

Derken dün Emlakçılar Odası’na uğradım.
Gazi Çelik konuştu.

Dert küpü…

Sinekler bile bu açıklamayı duyunca bir an susar diye düşünüyorum.

İsyan eder.
Bu şehirde artık insanlar ikiye ayrılıyor.
Sineklerden kaçanlar…
Sinekle ve ekonomik krizle yaşamaya mecbur bırakılanlar…

Ben ise bütün bu tabloya bakıyorum.
Bir yandan vızıltı…
Bir yandan ekonomi…
Bir yandan kira…
Bir yandan umut…

Diyorum ki kendi kendime:
“Bu şehirde herkes bir şeyin içinde… Sadece kimse rahat değil.”

Sonra içimden gelen o kadim karar yükseliyor…
Ne sinek dinliyor, ne ekonomi, ne kira, ne belediye…

Ben köyüme gidiyorum.

Gazi Çelik’in de söylediği gibi…

Tam burada benim hikayem başlıyor.
Bir köyüm var ama hiç gitmedim.
Aslen Çankırılıyım.

Herkes memleket hemşericiliği yapar ya…
Hiç bunu yaşamadım.
“Bu kardeşim benim hemşerim” diyen olmadı.

İki kişi tanıdım…
Biri Eski Odunpazarı Belediye Başkan Yardımcısı Erdal Caferoğlu…
Diğeri Atatürkçü Düşünce Derneği Şube Başkanı Mehmet Avci…

Caferoğlu ile ilçeler de aynı Şabanözü…
Köyler yan yana…
Hatta diyorum ki:

“Bakın herkesi yazarım ama o ikisine hemşeri kıyağı var bende!”

Memlekette iki tane bulmuşum.

Küstürür müyüm?

Bu arada size kötü haberim var hemşerilerim.

Diğerleri için iyi haber olabilir de…

Siz seversiniz beni…

Ben köyüme gidiyorum başkanlarım…

Hiç görmediğim, gitmediğim, tanımadığım o köyüme…
Bir yanda sinek vızıltısı, bir yanda ekonomik kriz…
Bir yanda kira, bir yanda geçim derdi…

Yoruldum…

Ne gitmeyeyim mi?
Ciddi mi söylüyorsunuz?
Yemin edin!

Kalayım mı?

Valla mı?

Çok mu seviyorsunuz beni?

Eeee peki o zaman…

Sonuçta…

Biz üç kişiydik…

Erdal, Mehmet ve ben Özge…
Üç ağız, üç yürek, üç yeminli fişek!

Kalıyorum.