Bir Türkiye Yüzyılı söylemi almış başını gidiyor.
Gerçi İktidarı destekleyen kesimin bir bölümü için zaten söylemlerin pek bir önemi yok.
Her daim alkışlanmayı hak ediyor.
İktidarın her daim destekçisi olan medya zaten sürekli alkış halinde olduğu için sanki alkışların arasına söylemler iliştiriliyormuş gibi bir hava var.
Ancak bu alkış tufanı arasında bazı söylemler gözden kaçabiliyor.
Neymiş Türkiye Yüzyılı hep birlikte bakalım:
“Türkiye Yüzyılı, kimlik siyaseti yerine birlik siyasetini, kutuplaştırma siyaseti yerine bütünleştirme siyasetini, inkar siyaseti yerine kucaklama siyasetini, tahakküm siyaseti yerine özgürlük siyasetini, nefret siyaseti yerine sevgi siyasetini ikame etmenin adıdır.”
E bu harika bir haber!
Yeni yüzyıldaki siyaset anlayışında kimlik siyaseti olmayacak, kutuplaşma yerine kucaklaşma benimsenecek.
Tahakküm yerine özgürlük, nefret yerine sevgi…
Gerçekten rüya gibi…
Ancak rüyaya dalmadan önce, kafamda birkaç soru işareti var.
Onları bir sorayım da içim rahat etsin.
Bu kucaklanacaklar içinde sürtükler ve çürükler olacak mı?
‘Af edersiniz Ermeni’lerle de el ele yürünecek mi?
Artık Kılıçdaroğlu’na ‘Biliyorsunuz kendisi Alevi’ denmeyecek mi?
Lince uğrayan Akşener’e “Daha dur bunlar iyi günlerin” denmekten vaz mı geçilecek?
Yurt dışına giden acınacak ve heves peşindeki gençlere “Dönün sizi bir kucaklayacağız” diye çağrıda mı bulunulacak?
Yurt dışına giden doktorlar da var. ‘Giderlerse gitsinler’ demiştiniz en son. Onlar da bu kucaklaşmadan nasiplerini alacak mı?
Kucaklananlara “Kaç çocuğun var, daha fazla yap” minvalinde hayati tüyolar verilecek mi?
Peki…
Tüm bunları değiştirme gereği duyduysanız, geride kalan 20 yılda kimlik, kutuplaştırma ve nefret siyaseti mi yaptınız?
Yoksa bu bir itiraf mı?
